Güzel bir Pazar gününde kendimizi Boğaz’a bıraktık. Ellerimizde evden getirdiğimiz yiyecekler, kalbimizde ise emsalsiz bir mutluluk vardı.
O gün boğaz her zamankinden daha berraktı. Havanın serin olmasına aldanmadan geminin güvertesinde gençliğimizin ateşiyle halay çekip ısınıyorduk.
Boğazın her köşesi ayrı bir güzeldi. Muhteşem yalıları izlerken masum hayaller kuruyorduk. Kimimiz o yalılardan birine sahip olmak isterken kimimiz de yanında kulübem olsun ama böyle bir yerde olsun diyordu.
Ellerimizde fotoğraf makineleriyle her anımızı ölümsüzleştiriyorduk. Öğretmenlerimizle sohbet etmek gerçekten hepimizin hoşuna gidiyordu. Çünkü okulda böyle bir imkân bulmak zor oluyordu. Öğretmenlerimizin hiç bilinmeyen yönlerini böyle gezilerde öğreniyorduk.
Boğaz turundan sonra karaya çıktık. Eminönü’nden yürüyerek Gülhane’ye kadar gittik.
Ağaçların altında, tarihin yazıldığı bu topraklarda dinlenmenin keyfini çıkarıyorduk.Renk renk lalelerin süslediği Gülhane gerçekten bir panayır alanı gibiydi. Her yerinde ayrı bir güzellik vardı.
Gülhane’den çıktıktan sonra tarihi sokakları gezerek Sultanahmet Meydanı’na geldik. Burada da yine fotoğraf makineleri hiç durmadı.
Tabi bir yanımızda Sultanahmet Camii bir tarafımızda Ayasofya Camii olunca insan kendisini bir farklı hissediyor haliyle.
Akşam olmaya başlamıştı. Hiç bitmemesini istediğimiz gezinin sonuna geliyorduk. Hepimizde hem yorgunluk hem de güzel bir mutluluk vardı. Böyle gezilerin hep devam etmesi dileğiyle…