|
TAHA AKYOL
"Farklılıklara tahammül edeceksiniz." Selin Yılmaz: Ben önce şunu sormak istiyorum. Bu yoğun temponuzu gördük çok yoğunsunuz, bu yoğunluğunuzda özel hayatınıza ya da ailenize yer verebiliyorsunuz Taha AKYOL: Öncelikle hayat tarzı bu, bu hayat tarzına eşim de alıştı bende alıştım. Ama aileme yer ve zaman ayırıyorum bilhassa hafta sonlarında çok mecbur kalmadıkça hiçbir randevuyu hiç bir toplantıyı hiçbir görüşmeyi kabul etmiyorum. Pazar gününü tamamen eşime ayırıyorum cumartesi gününü yarısını eşime, çocuklarıma ayırıyorum akşam yemeklerinde beraber oluyoruz, yemeklerden sonra bir saat gibi beraber oluyoruz ondan sonra ben okuma ve çalışma odama çekiliyorum. Kısaca işimi ve ailemi ihmal etmiyorum. Raziye KAYA: Hukuk Fakültesi mezunusunuz ancak gazetecilik ve yazarlıkla uğraşıyorsunuz. Yazar hayatına nasıl geçtiniz Taha AKYOL: İyi ki hukuk okumuşum. Hukuk evvela insanda bir analiz ve sentez mantığı geliştiriyor münferit olayları genel planda nasıl formüle edebilirim alışkanlığını geliştiriyor bir de hukuk pek çok bilim dalıyla ve akademisyenlikle ilgisi vardır. Yanı iyi bir hukukçunun tarih ile ilgisi vardır, sosyoloji ile ilgisi vardır, felsefe ile ilgisi vardır, bilhassa siyaset bilimiyle ilgisi vardır. Siyaset bilimi bilinmeden mesela anayasa hukukunu iyi anlamak mümkün değildir. O yüzden hukukçu olduğuma çok memnunum birçok bilim dalıyla akademik dalla beni tanıştırdı önce avukat oldum fakat içimde hep yazarlık hevesi vardı işte sonra Ankara’ya taşındım Ankara’da küçük bir gazetede “Hergün” gazetesinde de yazarlığa başladım üç ay sonra avukatlığı bıraktım ve yazar oldum işte. Ahmet YAPICI: Sizin yazılarınızdan ve sayfalarınızdan gördüğümüz kadarıyla konuları farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyorsunuz. Çünkü söylediğiniz gibi hukuk, tarih -ki bu da Hıristiyanlık İslamlık birikimi- doğu, felsefe, siyaset vb… Tüm bu birikimleri özümsemiş bir özelliğiniz var. Çok fazla kişide böyle bir birikim yok bu yazılarınıza da yansıyor. Dolayısıyla yazılarınızda çok öne çıkan bir şey daha oluyor burada orta yolu, itidali görebilen bir üslup hâkim. Böylesine bir derin entelektüel yapı var yazılarınızda. Bu birikimi nasıl kazandınız, nasıl elde ettiniz? Taha AKYOL: Yazılarımda olabildiğince çatışmacı olmaktan ziyade uzlaşmacı, uçlarda olmaktan ziyade orta yolda olmaya dikkat ediyorum. Aldığım disiplinlerde hukuk, tarih, sosyoloji, siyasi bilim bu düşünceyi destekliyor. Marjinal tavırlar marjinal tavırları doğuran mariz duygular bilimin ve düşüncenin ana damarlarını oluşturamaz. Adı üstünde marjinal onun için ana damar demeye çalışıyorum. Benim bu yola yönelmem birkaç büyük düşünürün çok büyük rolü vardır. Bunlardan biri Ziya Gökalp’tır. Ziya Gökalp’ın sosyolog olması son dönem Osmanlı düşünürü olması imparatorluk tecrübesini taşıyor olması arkasından Mümtaz Turhan o da büyük bir sosyologdur ve Erol Güngör bir diğer isim de anayasa hukuku profesörü rahmetli Ali Fuat Başgil’dir. Ben bütün formasyonumu bu dört temel üzerine inşa ettiğimi söyleyebilirim sonra da batılı hukukçular daha ziyade batılı sosyolog, batılı tarihçileri okudum bunlara dayalı bir teorik evren teşekkül ettim zihnimde. Sultan Murat: Yazılarınızda kaynak kullanan ender yazarlardan birisiniz buda sizi farklı kılıyor, neden kaynak kullanmaya ihtiyaç duydunuz? Taha AKYOL: Ben insanlara olabildiğince kanıtlı düşünmeyi telkin etmek istiyorum. Siz, ortaya büyük bir laf atıyorsanız, bunun az çok teorik bir sebebi bilimsel bir araştırmaya dayanmış olması lazım, ben tabi her cümlemde kaynak göstermiyorum, göstermem de gerekmez göstermem de mümkün değildir ama iddialı bir cümle ortaya koyduğunda bunun kanıtının gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Nitekim de olarak gösteriyorum. Diğer kesim de benim okuyucularım içerisinde üniversite örgencileri ve akademisyenler çok önemli bir yer tutuyor kaynak göstererek onlara da yardımcı olduğumu hissettim. O bakımdan da buna özen gösteriyorum. Birçok doktora talebesi de benim falanca yazımı okuduktan sonra bu konudaki birçok kaynağı fark ettiğini ve hangi kaynakları okuyabileceğini sordu bana. Ben de anladım ki kaynak göstermenin iki faydası var bir kaynak arayanlara işte kaynaklardan biri bu demek; ikincisi de insanlara biraz kaynaklara dayanarak konuşmalarını telkin etmek. Selin Yılmaz: Bir de siz köşe yazılarınızı yazarken kitap tanıtımları yapıyorsunuz bu dikkat çekiyor. Bundaki amacınız nedir? Taha AKYOL: Aynı şekilde, yani insanları kitaplara aşina hale getirmek. Mesela Milliyet’in son kitap ekinde Kazım Karabekir’in “İstiklal Harbimiz” kitabını tanıttım ve orda dedim ki sadece Nutuk okumak yetmez Atatürk'ün Nutkunu okumak lazım ama Karabekir’in İstiklal Harbimizi de okumak lazım Rauf Orbay’ın hatıralarını okumak lazım Ali Fuat Bey’in hatıralarını okumak lazım İsmet Paşa’nın hatıralarını okumak lazım yani olabildiğince kaynaklara literatüre aşina bir konuda konuşurken biraz bilgi sahibi olması gerektiğini hisseden bir insan tipini işlemeye çalışıyorum. Raziye KAYA: Peki en çok ne tür kitap okumayı önerirsiniz veya tavsiye edersiniz? Taha AKYOL: Valla insan hangi konuda en meraklıysa kitap okumaya oradan başlamalıdır. Mesela; edebiyatı çok sever insan, onların çok iyi bir şiir okumaları lazım. Nesir okumaları lazım, roman okumaları lazım, okurken de ayrım yapmamaları lazım
Selin Yılmaz: Sizin kitaplarınız ne tarzdadır genelde? Taha AKYOL: Benim kitaplarım, araştırma türünde kitaplardır. Son olarak “Ama Hangi Atatürk” adlı kitabım yayımlandı. Ondan önce “Medine’den Lozan’a” diye hukuk problemi üzerine bir kitap çıktı. Sizin gibi gençler için yazdığım “Hayat Yolunda” kitabım çıktı. Dediğim gibi benimki daha çok araştırma türünde kitaplardır. “Hayat Yolunda” kitabını yazışımın sebebi de hayatta benim yaptığım hataları gençlerin yapmasını önlemek ve benim çıktığım merdivenlerden gençlerin daha hızlı çıkmasıdır. Bilhassa da Anadolu kökenli olduğum için, onun için nerelisiniz diye sordum. Anadolu kökenli gençlere çok yardımcı olmak istiyorum. Çünkü bizim Anadolu terbiyesi çekingen insan yetiştirir hâlbuki günümüzde dinamik girişken, atılımcı özgüven olan insana ihtiyaç vardır o kitabı yazmamın en önemli sebeplerinden biriside budur Raziye KAYA: Peki favorim diyebileceğiniz veya baş ucu kitabım diyeceğiniz bir kitap var mı? Taha AKYOL: Yok. Yani çok okuduğum beğendiğim kitaplar vardır ama başucumda sürekli taşıdığım kitap yoktur. Ahmet Yapıcı: Peki, Taha Bey, siz söylediniz ama bu “Hayat Yolu’nda” sizin tecrübeleriniz, geçmiş dönemde yaşadıklarınız, gençlere bir nasihat olarak yansıması… Bugün için baktığımızda gençlere yol gösterebilecek nasihat türünde neler söylersiniz?
Taha AKYOL: Tek bir şey söylemek zordur. Bir defa gençlerin ahlaki prensiplere sahip olmaları gerekir. Gençlerin kişilikli girişimci olması gerekir. Böyle ezik, büyüklerin karşısında kendisini ezilmiş hisseden çekingen içine kapanık, okumayan, hayatta hırsı ulaşmak istediği hedefleri olmayan genç tipi günümüzde tavsiye edilecek bir genç değildir. Osmanlı Şairi Nabi’nin bir “Nasihatname” diye kitabı vardır. Oğluna hitaben yazdığı mesnevi tarzında bir şiir kitabıdır. Mesnevinin ne olduğunu biliyorsunuz değil mi? Mevlana’nın mesnevisi değil edebi tür olarak hocam daha iyi bilir. Mesnevi orada vasat insanı savunuyor, bu bizim atasözümüzde de vardır. “Öne gitme çekerler; arkada kalma teperler.” Diye. Bizde de bir takım laflar vardır, bu o zamanki kültürü imparatorluğun belirli kurallara bağlanmış yerleşik güzelliği yarattığı kültürü savunurken; şair Nabi oğluna işte atılgan olmamasını geride kalmamasını öne geçmemesini çevreye uymasını aykırı olmamasını falan tavsiye ediyor. Bu o zaman kültürü günümüzde atılgan cesur kendine özgüveni olan yaratıcılığa önem veren yaratıcılıklarını ortaya koyan ve müteşebbis insan tipine ihtiyaç vardır. Gençlerin de sosyal yönlerinin geniş, kültür münasebetlerinin geniş arkadaş çevrelerinin geniş olması gerekir. Gençlerin belirli hobilerinin olması gerekir kimisi sanatsever, kimisi sinema ile tiyatroyla ilgilenir kimisi tarihle ilgilenir edebiyatla ilgilenir arkadaş çevreleri vardır, bu tür kültür sanat bilim çevreleriyle politik çevreleri ile? Gençlik olayı hangisi olursa olsun bu tür ilişkileri olan gençler olmak lazım.
Ahmet Yapıcı: Bizim toplumumuzda genellikle acaba böyle bir şey mi var. Yani etliye sütlüye karışılmaz gibi (maalesef). Taha AKYOL: Etliye sütlüye karışmak lazım, biraz önce söyledim belirli bir ahlaki duyarlık olmalı belirli bir hukuk fikri kanun fikri meşruluk fikri olmalı ama bunlar çok geniş ailelerdir. Bu geniş ailelerin açtığı büyük alan içerisinde aktif gençler olmak lazım Ahmet Yapıcı: Sürekli tartışılan bir mesele; sizin laikliğe bakış açınız nasıldır? Taha AKYOL: Şimdi bak bunu şöyle özetleyeyim. Türkiye’de laiklik tehlikede Cumhuriyet değerleri tehlikede şeriat tehlikesi var diyen görüşler var değil mi? Beri tarafta hayır yok diyor, bu konuda nasıl karar veriyoruz. Duygularımızı hangisi ifade ediyorsa evet onu doğru sayıyoruz. Hayır, Türkiye’de şeriat tehlikesi var dediğimizde bunu alkışlayacak milyonlar var hiç düşünmeden. Hayır, Türkiye’de şeriat tehlikesi yok dendiğinde de alkışlayacak milyonlar var. Laiklik özgürleşmeli özgürleştirici olmalıdır. Özgürlüklere saygı göstermelidir. dediğimizde bunu hiç sormadan soruşturmadan alkışlayacak milyonlar var ben bu iki düşünce tarzı kitleleri de olabilir ama düşünen insanlar için bu iki düşünce tarzını da yanlış buluyorum. Türkiye’de toplumda laikliğe karşı bir hareket mi var yoksa din anlayışında belli bir modernleşme mi yaşanıyor, bu tür sorunları cevap verebilecek tek kaynak vardır oda yapılacak sosyolojik araştırmalardır. İnsanlar bilinen tarihte on bin yıl süreyle bakmışlardır güneş doğudan doğuyor tamam işte geliyor dolanıyor yukarıya çıkıyor, öbür tarafa batıdan da batıyor ve güneş dünyanın etrafında dönüyor demişlerdir ve milyonlarca insan her sabah bunu gördüğünde bak doğru demişlerdir ve bu şekilde bir hurafe teşkil etmişlerdir. Copernik astronomisiyle Galile astronomisiyle bu hurafenin yıkılması ne kadar zor olmuştur biliyorsunuz. Onun için temelli zihnimize yerleşmiş kalıplarla gözümüzün devamlı olarak gördüğü şeylerin etkisi altında kalarak hazır cevapları kabul etmekten sakınmalıyız. Bilimde gözlem başka şeydir, görmek başka şeydir. Sosyal faaliyetlerimiz hakkında bizim zihnimizdeki soruları cevap verebilecek tek kaynak sosyolojik araştırmalardır. Sosyolojik araştırmalara dayanmadan konuşuyorsak isabet etmiş olabiliriz. Bozuk saatte günde 2 defa doğruyu gösterir. İsabet etmiş olabiliriz ama o bilimsel bir düşünce sayılmaz. size çok tipik bir misal vermek istiyorum bunu çok önemsiyorum. Aristo fiziğine göre sıcak gazlar yükselir alev yükselir, çünkü güneşten gelmiştir güneşe gitmesi beklenir katı cisimler bırakıldıklarında yere düşerler, çünkü topraktan gelmişlerdir toprağa gitmek istiyorlar bu doğru mu yanlış mı? Hâlbuki yanlıştır. Nitekim katı cisimleri yer çekiminin dışında bıraktığında dünyaya düşmüyor dünya dışında dolanıyor değil mi? Uydular düşüyor mu dünyaya. Bir katı cisim ama düşmüyor, neden yerçekiminin dışına çıktığı için öyle değil mi? Ayrıca sıcak gazların yükselmesi, sıcak gazların yükselmesi de tamamen termodinamik fiziği ile ilgilidir sıcak gazlar hafifleştiği için yukarıya çıkıyor soğuk gazlar daha ağır oldukları için daha yoğun olduklarından dolayı da aşağıda kalırlar bu kadar basit. Halbuki Aristo başka sebeplerle izah ediyor. Şimdi bir olayı yanlış sebeple izah etmeye başka örnek vereceğim size buda bilim tarihine geçmiş örneklerden biridir. Newyork’ da bir adamı psikiyatriye götürüyorlar bu adam hiç durmadan kolunu sallıyor böle ne zaman kadar açlıktan yorgunluktan düşüp uyuyuncaya kadar. Kalkıyor tekrar başlıyor. Psikiyatri buna soruyor diyor niye sürekli kolunu sallıyorsun? Diyor ki vahşi hayvanları, sırtlanları, çıyanları, kaplanları, kovmak için diyor psikiyatri soruyor koskoca Newyork’ ta yılanlar, kaplanlar çıyanlar olur mu diyor. Adam, gördün mü diyor. Niye yapıyormuş. Şimdi burada nedensellik bağı yani sebeplerle neticeler arasındaki bağın kaybolması konusunda benim verdiğim örnekle bu örnek aynıdır. Newyork’ da yılanlar kaplanlar çıyanlar yok çünkü koskoca şehir çünkü vahşi ormanlar yok ama adam kendisi salladığı için zannediyor; öbür tarafta da katı cisimler yere düşüyor bunun esas sebebi yer çekimidir Newton bunun formülünü kurmuştur nitekim yer çekiminin dışına çıkınca düşmüyorlar dünyaya. Öbürünün sıcak gazların yükselmesinin sebebi de daima termo dinamikle ilgilidir. Soğuk suyu bardağınıza bırakın onun üzerine sıcak çayı yavaş yavaş koyun karışmayacak şekilde hareket yaratıp sıcak dışta kalır soğuk altta kalır sıcak olduğu zaman atomlar genişlediyse ağırlıkları azalıyor bunu için karışmıyorlar. Yani yer çekiminden daha kolay kurtuldukları için ötekilerine göre yukarı daha kolay çıkıyorlar. Bakın ne kadar önemli bir olay değil mi? Bu ikinci örnek termo dinamik yer çekimi, Newyork şehirleşmiş olduğu için orda canavarlar falan olmayışı bir bilimsel izahtır. Ama siz buna adam kolunu salladığı için olmuyor diyorsanız toprağı sevdiği için düşüyor diyorsanız güneşi sevdiği için çıkıyor diyorsanız bu da bilim dışı bir izahtır. Aynı olay hakkında şimdi Türkiye’de irtica var diyorsanız veya yok diyorsanız siz kolunuzu sallıyor olabilirsiniz ben kolumu salladığım içinde böyle yoksa bunun başka sebepleri mi var diye düşünmek bilimsel düşünmektir. O zaman da sosyolojik araştırmalara girersin. Sosyolojik araştırmalarda şunu gösteriyor Türkiye’de bırakın irtica aksine İslam düşüncesi özelleşiyor. Şimdi düşünün, türbanlı bir kız… Üniversiteye gitmesi, yasaklanmış. Üniversiteye gittiğinde bu ne öğrenecek bilim öğrenecek. Niye yasaklıyorsun? Daha iyi değil mi yani türbanlı bir kız mürteciiyse, gericiyse, hurafelere inanıyorsa tamam ona işte yağmurun bulutlar sebebiyle yağdığını iklim hareketlerini depremin jeolojik hareketlerden olduğunu fiziği öğret. Veya sen bunun şeriat istediğini düşünüyorsan gitsin hukuk fakültesine medeni hukuku öğrensin ticaret hukukunu öğrensin anayasa hukukunu öğrensin işte Türkiye’deki irtica paranoyası New York’ta kolunu sallayan adam gibidir. Neden sebep netice ilişkisinin yanlış olmasıdır. Onun için kızlar size sizi tanımaktan çok memnun oldum. Hem demin dedim size. Benim hiç kızım olmadığı için kızım gibi sevdim ve siz Anadolu’dan geliyorsunuz ben de Anadolu’dan geliyorum. Hocalarınız da Anadolu’dan geliyor. Anadolu’dan gelen insanların bilimsel düşünce konusunda yaratıcılık konusunda hür düşünce konusunda daha hırslı ve daha gayretli olması lazım. Her birinizin ben ilerde Türkiye’nin en iyi doktoru olacağım. En iyi şairi olacağım. En iyi yazarı olacağım. En iyi gazetecisi olacağım. En iyi sosyologu olacağım en iyi profesörü olacağım diye içinizin hırs dolması lazım. Ya hele şu liseyi bitirelim bir de şu üniversiteye kapak atalım ondan sonra evleneceğiz Allah ne verirse bu düşünce yanlıştır. Elbette evlenin Allah bir ömür çocuklar versin ama işinizde son derece başarılı olun mesela sen ne olacaksın? Selin Yılmaz: Ben harp okuluna gitmek istiyorum TAHA AKYOL: İnşallah seni general olarak benim ömrüm yetmese bile arkadaşların görürler çok sevindim seni tebrik ediyorum seni alkışlamak istiyorum harp okuluna gitmeni. inşallah Türkiye’nin ilk beşinci onuncu neyse sen oluncaya kadar Türkiye’nin generali olursun çok sevindim Sen? -Ben diş hekimliği istiyorum İnşallah sen de şöyle mahallenin çok para kazanan diş hekimi değil şöyle üniversitenin diş hekimi profesörü olursun parayı da daha çok kazanırsın tabi. Sen? - Ben genetik mühendisliği istiyorum Fevkalade tebrik ediyorum. İnşallah sen de genetik mühendisliği dalında profesör olursun. Üçünüz de dünya çapında başarılara imza atarsınız. Mutlaka hırslı olun. Bu Conte Monte Kristo romanında bir sözü var. Ceza evinde zindanda tanıyorlar da doksan yaşında adam hala zindanda. Niye hala ölmedin diye soruyor. Adam biliyo musun hırs insanı yaşatıyor diyor. Hırs insanı hem yaşatır hem motive eder mutlaka hırslı olun general olmak için diş hekim profesörü olmak için genetik profesörü olmak için Murat Kısa: Bu anlattıklarınıza ben bir de demokrasiyi katmak istiyorum da Taha Bey Cumhuriyet özellikle kurulduktan bu yana Türkiye’nin bitmek bilmeyen tartışma konusu, Türkiye de demokrasi var mı yok mu biz demokrasiyi ne kadar yaşıyoruz. Sizin gözünüzle Türkiye’nin demokrasiye bakış açısı nasıldır? Taha Akyol: Şimdi bakın Türkiye’nin demokrasiye bakış açısı gelişiyor. Bundan 10 sene öncekinden daha iyi, 20 sene öncekinden daha iyi, 50 sene öncekinden 100 sene öncekinden çok daha iyi. Zaten dünyanın her tarafında demokrasi masanın üzerine serilen masa örtüsü gibi ilan edilince gerçekleşen bir şey değildir. İlan edilerek yahut mücadelelerle elde edilerek zaman içinde gelişen bir şeydir. Türkiye demokrasi yolunda gelişiyor. Ancak demokrasiyi sadece insanları serbest bırakan bir rejim olarak düşünmek yanlıştır. Demokrasi bir düşünce biçimidir. Farklılıklara tahammül edeceksiniz. Serbest münakaşayı kabul edeceksiniz. Serbest rekabeti kabul edeceksiniz. O konuda da ben Türkiye’nin kültürünün gelişmekte olduğu kanaatindeyim. Geleceğe iyimser bakıyorum.
Ahmet Yapıcı: Bu tartışmalar aslında bu değişmeyi gelişmeyi hazmetme sorunu değil mi? Aslında olumlu görmek lazım bunu. İnsanlar değişimi kolayca benimseyemez sonuç itibariyle. Taha Akyol: Gayet tabi. Bu tartışmalardan tedirgin olmamak lazım, bu tartışmalarla britanlaşmamak lazım ve bu tartışmaları normal tutmak lazım ve normal görmek lazım Selin Yılmaz: Peki bunların arasında Türkiye’deki eğitim sizce nerde olabildiği seviyede mi yoksa daha iyi yerlerde olabilir mi? Taha Akyol: Olabildiği seviyede ama olması gereken seviyede değil sayın generalim. Murat Kısa: Eğitimin dışında olan kişiler için eğitime bakış açısı çok farklı ve bizim göremediğimiz bazı noktalar var sizin buradan bakış açınız Türkiye eğitimin neresinde ve ne kadar eğitiyor eğitiliyoruz. Taha Akyol: Türkiye maalesef eğitim konusunda uzak doğu ülkeleri kadar başarılı olamadı. Osmanlı tarihine baktığınızda o zaman ki Japonya kadar başarılı olamadığını görüyorsunuz. Cumhuriyet tarihine de baktığınızda da o zaman ki Japonya ve bugünkü Kore kadar başarılı olamadığımız görülüyor. Bunun sebebi Türkiye’nin coğrafyası sebebiyle bizim dikkatlerimiz politik problemlere fazla kayıyor. Japonya gibi Kore gibi sınırlarımızı kapatıp biz işimizi çözeceğiz deyip işimize bakamıyoruz. Yunan isyanı, Sırp isyanı, Bulgar isyanı, Hırvat isyanı ve Balkan Savaşı işte Yunan Savaşı falan Cumhuriyet döneminde de o isyan bu isyan falan. Biz maalesef fazla politik düşünen bir toplumuz. Dikkat ederseniz kavga konularımız hep politikayla ilgili konulardır. Biz de bir sanat ekolleri arasındaki tartışmayı görmüyoruz. Sanat ekolleri arasındaki tartışma çok dar çevrelerde kalıyor. Geniş aydın kitlesinin bile ilgisini çekmiyor. Ama Türkiye artık uzun tecrübelere sahiptir eğitim konusunda. Eğitim bilhassa 1950’den sonra gelişmiştir. 1950’den önce Türkiyenin2 tane üniversitesi vardı İstanbul.(bir üniversite adı)1960’lı yıllara geldiğimizde 6 tane üniversite vardı. 1950’li yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi açılmıştır.
Türkiye dışa açıldıkça piyasa ekonomisi geliştikçe eğitimin değerini daha iyi anladı. Çünkü adama gidiyorsun ne iş yaparsın iş arıyor her işi yaparım peki diyor seni bilgisayar bölümüne alalım abi ben bilgisayar yazamam diyor ondan başka her işi yaparım peki o zaman seni kameraman olarak alayım diyorum. Abi onu da yapamam diyor peki seni ekonomi muhabiri yapıyım abi onu da yapamam geriye kala kala çaycılık kalıyor. Bu tecrübeler eğitimin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor eskiden maalesef Anadolu kızlarını okuldan kaçırmıştır. Aman 5.sınıfı bitirsin de eve kapatsak diye Anadolu gayret etmiştir şimdi aman kızlarımız okusun diye. Bunun iki sebebi var 1950’den sonra gelişen demokrasi diğeri de piyasa ekonomisi. Artık anneleriniz babalarınız sizin bir an önce baş göz olsun değil bir an önce iş sahibi olsunlar geleceklerini kurtarsınlar diye düşünmeye başlamışlardır. Onun da sebebi dediğim gibi değişen dünyayı demokrasi yoluyla piyasa ekonomisiyle takip etmektir.
Murat Kısa: Yazdığınız yazılarda uzlaşmacı tavrınız var. 12 Eylül döneminin şahitlerinden biri olarak toplumun 12 Eylülden bugüne kadar değişme sürecinde neler görüyorsunuz? Taha Akyol: 12 Eylülden sonra bir Turgut Özal devrimi yaşanmıştır. Amerikalı siyaset bilimci ve Türkiye uzmanı Rustow vardır. O Türkiye’nin üç büyük devrim yaşadığını söylüyor. Bir Atatürk tarafından ulus devletin, milli devletin kurulması. İki 1946 yılında İsmet Paşanın demokrasiye geçiş kararı vermesi. Üç 1980li yıllarda Turgut Özal’ın yaptığı ekonomik devrim piyasa ekonomisi. 1980’den sonraki gelişmelerin temelinde Turgut Özal’ın başlattığı piyasa ekonomisi hareketi vardır. Ekonomik rasyonelleşmeyi getirdi. Ekonomik rasyonelleşme dünyayı tanımamızı, ithalatın ihracatın önemini öğrenmemizi gerektirdi. Bugün Malatya kayısıdan öte tekstil ihracatı yapıyor. Tekstil ihracatı ne demek? Malatya’nın dünkü köylüleri bugün Londra sosyetesinin alacağı zevkte elbise tişört yapmakta bu piyasa ekonomisi sayesindedir. Bunu tebrik etmek istiyorum. 500 milyon dolarlık ihracat yapılıyor bunun içinde kayısıda var tekstilde var biraz da maden var.
Ahmet Yapıcı: Bu aynı zamanda zihniyeti de değiştiriyor mu? Taha Akyol: Tabi ki kesinlikle zihniyeti değiştiriyor. Şimdi bakın İslam tarihine bir bedevi toplulukların Müslümanlık anlayışı vardır. Bir de Mevlevi toplulukların Müslümanlık anlayışı vardır. Farklı şeylerdir bunlar. Yani bir Hambeli mezhebinin darlığı çöl şartlarıyla bedevi şartlarla ilgilidir. Ama tarihte Hanefilik mezhebi büyük imparatorların temelini oluşturmuştur. Mesela tarihçi Kemal Karpat en iyi liberal fıkıh mezhebinin Hanefilik olduğunu söylüyor. Çünkü çölün değil orta doğunun ticaret merkezinin imparatorlukların sistemini oluşturur da onun için Ahmet Yapıcı: Son olarak sizin bir Tercüman geçmişiniz var (Rauf Tamer Ergün göze yavuz dona ve siz ) Bakıldığı zaman Tercüman bir okuldu. O günden bu güne basında neler değişti? Taha Akyol: Şimdi şartlar çok farklı tercümanın olduğu dönem Türkiye’nin sağ-sol çatışmalarının olduğu dönemdi. Ama evet bir okuldu gayet tabi. Şimdi medya aşağı yukarı üç kökenden gelir. Biri Tercüman, diğeri Cumhuriyet diğeri de Abdi İpekçi’nin Milliyetidir. Bu gün medyadaki başarılı isimlerin mutlaka bu kökenden geldiğini görmekteyiz. Bu isimlerle basın hayatı çok renklenmiştir. Ama şartlar karşılaştığında çok değişmiştir. Bunu göz ardı etmemek lazım. Çok teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için. Taha Akyol: Ben teşekkür ederim. Sizleri idealleriniz doğrultusunda başarılı insanlar olarak görmek istiyorum. Röportaj: Murat KISA ( Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni ) Ahmet YAPICI ( Din Kültürü ve Ahlak Bil. Öğrt. ) Selin YILMAZ Sultan MURAT Raziye KAYA
|