28 Ekim Çarşamba günü okulun yarım gün olması sebebiyle, hocalarımız bir gezi planı hazırlamışlardı. Plana göre okuldan çıktıktan sonra belli bir güzergahta yürüyecek, gezecek ve sonra da William Shakespeare’in “Coriolanus” adlı trajedisine gidecektik.
Fakat okuldan çıkınca yağmur yağması tüm programı altüst etti. Hazırlanan güzergahı gezemedik. Tiyatroyu kaçıramazdık ama! Zaten kaçırmamıza neden olabilecek hiçbir şey olmamıştı. Bir kaç saat arkadaşlarla gezdik yol ve caddeler boyunca, bazı arkadaşlarımız da evlerine uğradılar. Sonra servislerimiz geldi. Saat ikiye doğru yaklaşıyordu ki servislere binmiştik. Hala unutmadım servisimizin numarası 46’ydı
Kağıthane Sadabad Sahnesi, Cendere ve Hasbahçe caddelerinin hemen arasında rahat ve yeşillik bir alan.Yanında lunapark da olması hasebiyle ışıl ışıl bir yer. Eyüp Sultan’a çok yakın bir mekan. Bu sahne, aynı zamanda Kağıthane Belediyesi Kültür Merkezi’nin içindedir.
Sadabad kelimesinin anlamına bakacak olursak, sad-ı abad tamlamasından gelmekte olduğunu görürüz. Sad-ı abad; saadeti elde etmek, yüceltmek anlamına gelir. Osmanlı’nın Lale Devri’nde Kağıthane dolaylarına verilen addır. Sultanların, av köşklerinin bulunduğu yerdir.
Cennet gibi tanımlanabilecek bir yer olması sebebiyle bir çok yazar ve şair sadabadı kullanmıştır. Divan edebiyatı şairlerinden biri olan Nedim, şiirinde sevgililerini buraya davet etmiştir. Aynı zamanda yakın tarihimizin önemli antlaşmalarından birine de bu isim verilmiştir:
Sadabad Paktı. Atatürk zamanında; 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabad Sarayı’nda; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan dörtlü saldırmazlık ve barış sözleşmesidir.
Sadabad Sahnesi’ne gittiğimizde bizi orada bekleyen birkaç arkadaşımızla buluşarak İngiliz oyun yazarı, şair William Shakespeare’in “Roma’yı Romalılar yıkacak’’ felsefesiyle kaleme almış olduğu “Coriolanus” adlı oyuna girdik, tabi salonda birkaç poz verdikten sonra.
Şükrü Türen’in yönettiği oyun için tam 8 ay çalışılmış. Kostüm tasarımını Zuhal Soy, sahne tasarımını ise Rıfkı Demirelli yapmış. Kostüm ve sahne gerçekten çok ilgi çekici aksesuarlar niteliğindeydi. Kostümlerin gerçeği andırır olması ve o dönemin tarihine ışık tutması artı hanesine geçecek bir ayrıntıydı. Sahnedeki köprü tasarımı ise gerçekten çok güzel düşünülmüş ve oyun sırasında tiyatrocuların da çok yararlandıkları bir araç olmuştu.
William Shakespeare, Stratford-upon-Avon’da doğmuş ve yine aynı şehirde ölmüştür.1564’ten 1616’ya kadar yaşamış ve bu süre zarfında bir çok değerli tiyatro eserini bizlere kazandırmıştır. Oyunları, rönesansın evrensel değerleriyle örtüşmekte ve halk geleneğinin süslemeleriyle birleşmektedir. Tragedya ve komedya onun usta kaleminden adeta güçlü bir aslanın bir ceylanın üstüne atılması gibi diğer örnekleri geride bırakmış, daha doğrusu dönemindeki bu örnekleri yemiştir.
Seyrettiğimiz tiyatro eserinin konusundan biraz bahsedelim isterseniz… Caius Marcius adlı komutan Roma hanedanının ünlü askerlerinden biridir. Çok iyi savaşır ve çok kan döker.Yabancı şehir surlarının içine tek başına girer ve şehri zapt eder.
Romalılar, onu adeta ilahlaştırmışlardır, bir ordunun yapamadığını tek başına yapmaktadır. Fakat, her güzel şeyde bile leke bulunur derler ya, onun lekesi de bitmez tükenmez kibridir.
Volsiyalılarla savaşta gösterdiği kahramanlıktan sonra kendisine Coriolanus lakabı verilir ve adı Caius Marcius Coriolanus haline dönüşür. Fakat birkaç halk sözcüsünün onun aleyhinde konuşup cahil halkı, ne söylenirse ona inanan halkı, kışkırtması ve Coriolanus’a karşı isyan başlatması olayları çıkmaza sürükler. Coriolanus, ya halktan özür dileyecek ya da halktan özür dileyecektir. Çünkü başka hiçbir çare yoktur. Özür dilemezse Roma’yı Romalılar yıkacaktır.
Babam dediği adamla birlikte konuştuğunda, annesi ile konuştuğunda, hanımı ile konuştuğunda hep aynı şeyi duyar: özür dile. Sonunda karar verir, özür dilemeye gider, politikacıların sinsi gülüşünü taklit ederek ama başaramaz ve işler daha da kötüye gider. Öyle ki Marcius, iki sözcünün verdiği karar ve kışkırttığı halk yardımıyla bir daha dönmemek üzere ülke dışına sürgün edilir. Coriolanus da can düşmanı, öldürmek için çıldırdığı Volsiyalıların büyük kralıyla antlaşma yapar ve kendi ülkesine savaş açar. Roma’ya henüz girmemiştir, fakat askerler yaklaşmaktadır. Herkes Coriolanus’u bu zaferden vazgeçirmeye çalışır, çünkü eğer vazgeçmezse tarihe kibri ve gururu için yaşayan bir komutan olarak geçecektir. En son annesi, hanımı ve çocuğu yalvarmaya giderler. Acaba Coriolanus ne cevap verecek?
Çok güzel bir oyun. Özene bezene yapılmış. İzlemeyenler için can alıcı bölümü yazmak istemedim. Gidip izlerseniz çok memnun kalacağınızdan eminim. Tiyatrodan çıktıktan sonra hemen yan taraftaki Sadabad Cafe’ye girdik ve fast-food menüsü aldık. Ondan sonrası ise… Servislerimiz gelene dek lunaparkta gezdik ve sonra servislere bindik.Yorulmuştum.Mp3 dinlerken buğulu camdan dışarıyı seyrettim. Neyi mi? İnsanları… Hepsi birer Coriolanus’tular…
Bu geziyi organize eden tüm öğretmenlerimize ve geziye katılan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Ayrıca Coriolanus'u canlandıran tiyatro sanatçısı Hüseyin Köroğlu'nu takdir etmemek elde değildi... Çok başarılıydı.